Ayan.Org

Sizin henüz bilmediğiniz bir şeyler…

“Order 66″ butonu

Star Wors’un yeni serisi gösterime girdiğinde sonunu bile bile neler olacak diye seyretmek diye bir kavram girdi hayatımıza. Son serinin son filminin ortalarından itibaren e o kadar Jedi şövalyesi nereye gitti diye sormadan edemedik kendimize. Sonradan ortaya çıktı ki meğerse 66. emir diye bir şey varmış. Şerefsiz Sith Lordu 66. emiri yerine getir deyince Jedi şövalyelerinin tamamı arkadan vuruldu ve koca cumhuriyet imparatorluğa dönüştü.

Peki neydi bu emir? O ana kadar emir aldığın Jedi şövalyelerini hiç sorgulamadan hayatın pahasına öldür ortadan kaldır.

Bir yandan insanı paranoyaya sürüklese de bu tip emirlerin hayatımızın birçok alanında varolup olmadığını sizlerle birlikte masaya yatırmak istiyorum. Mesela çok güvendiğiniz ve her şeyinizi koyduğunuz internet bir anda 66 numaralı emirle sizin canınıza okusa arkanızdan vursa… Veya internetin tamamına gitmeyin mesela bilgilerinizin tamamını giderek artan bir güvenle tuttuğunuz Google bir gün bir emirle arkanızdan dolaşsa. Sanırım internetin olmadığı günlerden bu yana yaşadığımız tüm güzellikleri bir seferde kaybederdik. Acaba ABD bunu düşünmüş müdür?

Boyut değiştirelim. İş yerinde çok samimi olduğunuz ve her zaman ve her yerde omuz omuza savaştığınız arkadaşınız bir emirle sizi vurmaya başlasa… Olmaz mı diyorsunuz? Emrin ne olduğuna bağlı. Veya neye rağmen bu emrin verildiğine bağlı. Eğer konu daha yüksek maaş ya da türevi bir şeyse neden olmasın?

Haydi olayı bir tık daha yukarı çekelim: Sizin bir 66. emrinizin olmadığını nereden biliyorsunuz? Yukarıdan gelen bir emirle hayatta uğruna savaştığınız, peşinden koştuğunuz her şeyi “satmayacağınızı” kim bilebilir? Siz bilebilir misiniz? Mesela evdeki çocuğun nafakası, okul parası veya yıllarca yarattığınız itibarınız… Önünüze konsa ve onları silerim eğer ki çevrenizdeki Jedi şövalyelerini katlatmazsan deseler… Işın kılıcıyla doğranma pahasına yaylım ateşine tutar mısınız çevrenizdekileri? Kesinlikle yapmam diyen bunu hayatındaki nelerden vazgeçebilirim konusunu yüksek sesle dillendirip bir daha düşünsün.

Son olarak çok eleştirdiğimiz adamları, politikacıları, üst düzey yöneticilerini, arkadaşlarınızı düşünün. Onların Order 66 düğmesi acaba neydi?

Rating 3.00 out of 5
[?]
8 February 2010 at 12:59 - Comments
Order 66 kadar ön hazırlığı bile yapılmış olmasına gerek yok maalesef... Bazen korku, bazen daha fazlasına sahip olmak için! Evet asıl ...
8 February 10 at 13:31

Google birinci sayfadan tatile gitmek

İlk arama motorları çıktığında “ne işe yarayacak lan bu” diyenler vardı. Çünkü o zamanlar zaten birkaç tane internet sitesi vardı, onların da adresini biliyorduk zaten. İlk arama motorları da sadece gavur sitelerini arıyordu. Hatta içinde Türkçe karakter geçen sonuçları bile doğru dürüst geçiremiyorlardı.

Sonra gençler bir araya gelip güzelim arama motorları icat ettiler. Arama motorlarının birinci sayfasında geçmek için SEO gibi bir kavram günlük yaşamımıza sunuldu. “Ne işe yarayacak lan bu” diyenler oldu çünkü bir şeyin birinci sayfasında çıkmamızla sonuncu sayfasında çıkmamız arasında bir fark olmayacaktı. Adam gibi arayan herkes eğer malınız düzgünse sizi bulacaklardı. Üstelik içinde bulunduğunuz iş dalı için çadır siteler vardı. İnsanlar bu sitelerden sizi görmek yerine ne idüğü belirsiz internet sitelerine mi gireceklerdi?..

Bu tezlerin doğru olmadığını kanıtlamak için tatilimizi riske atmaya karar verdik ailecek. Bir yere gitmek istiyorduk ama oranın ne olacağı konusunda bir fikrimiz yoktu. O bölgeye daha önce gitmiştik ama risksiz bir tatil için oranın en büyük otelinde dünya kadar para vererek kalmıştık. Ama şimdi daha ucuzu daha enteresan olanı denemek istiyorduk.

Bunun için niyet ettik Maşukiye’ye gitmeye, uyduk hazır olan Google’a… Google’a girip Maşukiye yazdık. Birinci sırada orayı anlatan bir internet sitesi çıktı karşımıza. Ne kadar güzel bir yer olduğunu bir kez daha gördük ve sevindik. İkinci sırada Maşukiye Butik Otel diye bir otel bulduk. Tıkladık üstüne, girdik iletişim bilgilerine. Fiyatını sorup ikinci bir soru sormadan daldık rezervasyona. Maşukiye’ye indiğimizde üçüncü sıradaki Cansu isimli bir güzel mekanda yedik yemeklerimizi. Şu ana kadar yaşadığımız en güzel tatillerden birini yaşayıp evimize döndük.

Google birinci sayfa bence bizden daha çok komisyon almak isteyen turizm acentelerinden de, arkadaşının otelini satmak isteyen arkadaşlardan da daha delikanlıydı. Söylediği hiçbir şey yanlış çıkmadı. Üstelik orada bizim kaldığımız butik otelden on kat daha pahalı, bin kat fazla yatırım yapmış oteli de yukarı çıkarmadı. Zaten o otelin sağ tarafta reklamı vardı. Belliydi oranın gelir ve gider düzeyi. Aferin lan Google dedim bir kat daha sevdim onu.

Butik otel yaklaşık on odalı, ufacık tefecik ama tertemiz bir oteldi. Sahibiyle konuştuğumda bir zamanlar birkaç bin dolarlık reklam verdiğini, gazetelere çıktığını söyledi. Biraz kendi keyfini yaşayan bir iş adamıydı sahibi. Siteyi orada bir webmastera vermişti. Eni konu fotoğraflar, güncel haberlerle doluydu site. Günde 350 – 400 arası ziyaretçi geliyor yeter bize dedi sahibi. 10 oda için bizim orada bezdiğimiz saat dilimlerinde onlarca farklı insan aradı. Küçük bir otel için o kadar fazlaydı ki bu rakam, sahibi artık belli gün sayısının altında ziyaretçi kabul etmiyordu, fiyat konusunda pazarlığın önünden geçmiyordu. Bu yüzden de pırıl pırıldı otel, şeker gibi insanlara hizmet veriyordu.

Aynı şekilde orada yemek yediğimiz restoran sahibi interneti çok seviyordu. “Maşukiye yazan herkes bizi bilir” diyordu. Gerçekten de orada yediğim yemeğin fotoğrafını çekip internete attığımda bir kişi “aa Cansu orası” dedi ve tanıdı. Bu bana yeterdi.

Ama şuna tam emin olamıyorum acaba arama motoru her zaman Maşukiye’yi bildiği kadar bilecek mi her şeyi… Bu doğrulukta ve delikanlılıkta söyleyecek mi her şeyi? Paraya bulaşır mı işler ve parayı basan kötü ve pahalı otel beni müşteri yapmayı becerir mi?..

Şimdilik tatillerime Google birinci sayfa karar verecek. Sonrasına sonra beraberce bakalım…

Rating 3.00 out of 5
[?]
4 February 2010 at 12:49 - Comments

Candan politika yapıyor

Candan Erçetin şirin bir şarkıcımız… Yıllardır müzik piyasasının içinde. Genellikle menşei olduğunu düşündüğüm Rumeli yöresinden şarkıları apartıp güzel Türkçe sözlerle bizlerin aklına sokuyor, gerektiğinde Fransızca gerektiğinde Yunanca sözlerle bizlere sunuyor. Kendisi hiçbir tü kaka magazinsel haberin içinde şimdiye kadar yer almayarak önemli bir rekora da imzasını attı. Sertab kadar çok satmıyor ama ismi lazım değil manken taifesi gibi de rezilliklere imza atmıyor.

Yeni çıkardığı albüm, onun artık sıradanlaşan güzel şarkılarıyla bezeli. Ama içlerinden biri enteresan. Hiç Candan çizgisi değil. Aslında çoğu şarkıcının da çizgisi değil. Bayağı bildiğiniz Tayyib Erdoğan ve teranesi eleştirisi. Candan Erçetin sanki bilmiyormuş gibi başbakana hayvani benzetmelerle yaklaşmış. Çaktırmadan, içten içe karga diyor ona… Hem de ne karga… Hatırlıyor mu Candan kedi lafına bile içerleyen başbakanımız insanları mahkemeye verdi… (Sonrasında Tayyibler alemi karikatürlerine maruz kaldı ama olsun)

Şarkı ninni formatı ve ezgisiyle yazılmış ama bayağı bildiğiniz RAP yapmış Candan belki de istediği şeyleri bir dörtlükte özetleyemediği için… İnsanları uyusun ve büyüsüne kanan varlıklar olarak betimlemiş. Kargalar var ve bunlar gerici.

Göndermenin Tayyib’e yapıldığı nereden belli? Vallahi içinde geç en bütün öğeler, Osmanlı’nın bitişinden bugüne kadar olanları anlatıyor gibi duruyor bariz bir şekilde. Kargalardan kurtaran kişi gittikten sonra (karga kovalayan bir kurtarıcı hatırlayan var mı aramızda?) bir daha kanıyor köy kargalara…

Kapkara bulutların gelip yerleşmesi ve köylülerin bunu yaz yağmuru zannetmesi de bana çok bariz ilk büyükşehir belediyesi seçimlerinde bir kesimin kazanmasıyla bunun sebebini herkesin yazlıkta olmasına bağlayanları çağrıştırdı. Ve sonraki seçimleri… Ve sonraki seçimleri…

Sonrasında kargaların çalacaklarından medet umanlar da bir takım gazeteleri ve onun içinde yazanları getirdi aklıma. Niye böyle bir çağrışım oluştu bende hiç bilmiyorum. Vardır mutlaka bir sebebi. İsteyen istediği yerinden üstüne alabilir.

İşin enteresan yanı şarkı büyük bir karamsarlık içinde bitiyor. Hani şöyle olursa kurtuluruz böyle olursa aydınlığa çıkarız gibi bir mesaj yok. Bu anlamda mesaj kaygılı diyemeyiz şarkıya… Halkımın cahilliğini anlatıyor Candan, söz söylemek isteyenlere söz verilmediğinden yakınıyor. Ah be halkım sen ne zaman uyanırsın diyor ve bitiyor. Bu anlamda şaşırtıcı

Candan Erçetin iyi mi yapmış kötü mü bilemiyorum. Ama bakalım pop müziği az dinleyen kesim ne zaman bu eleştiriye uyanacak ve etraftakiler TRT’de program yapmış olan Candan’ı ne zaman bir takım kanallardan uyaracaklar…

Acaba diyorum… Candan bu şarkıya klip yapmak istese, kimin paçası yer sponsor olmaya… O zaman görelim bakalım karga kim, çoban kim, kim cahil kim görgülü…

Uyusunda büyüsün ninni
Tıpış tıpış yürüsün ninni
Dertlerini sürüsün ninni
Oğlum kızım uyusun ninni
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde
Çok da uzun olmayan belli bir zaman önce
Çok da uzak olmayan çok güzel diyarın birinde
Bereketi dillerden düşmeyen bir köy varmış
Denizi de bilirmiş dalga bilirmiş bu güzel köyün insanı
Yağmurda yürür karda kayar ama güneşli günleri severmiş
Meze yaparmış bu köylüler iki kadehe tüm acılarını
Böylece birden unutuverirmiş geçmiş dargınlıklarını
Aslına bakacak olursan çok zenginmiş tarlaları
Ama nedeni bilinmez bu köylüler her daim fakir
Yokmuş galiba köydeki kargaların bunda bir etkisi
Böyle gelmiş böyle gidermiş
Ne de olsa alın yazısı
Dayanamamış biri sonunda kargalara baş kaldırmış
Hakkımızı yiyorlar diyip bütün köyü ayaklandırmış
Sonunda başa çıkmış köyü istila eden kargalarla
Ama kendisi de göçüp gitmiş tabii eninde sonunda

Uyusunda büyüsün ninni
Tıpış tıpış yürüsün ninni
Dertlerini sürüsün ninni
Oğlum kızım uyusun ninni
Ardından ağlamış köydeki herkes çok uzun yıllarca
Ağlarken ağlarken köy unutmuş kargaları tamamıyla
Üzülüp dövünüp dururken birden övünmeye başlamış
Ancak övünüp durduğu sadece hatıraymış
Günün birinde köyün üstüne kapkara bulutlar yerleşmiş
Kimse bulutları kargaların getirdiğini farketmemiş
Köydekiler yaz yağmurudur gelir geçer zannetmişler
Ama bu kara bulutlar kopacak fırtınanın habercisiymiş
Kargaların çalacağı emekten medet uman bazı kurnazlar
Köylüye ninniler söyleyip apaçık hedef şaşırtmışlar
Soytarısıyla yalancısı bu köyün bir gün gelmiş elele vermiş
Bildik beyaz camın içine girip siyah yalanlar söylemiş
Onların baktığı yerden bütün köy çok aptalmış
Çünkü aptal olmasalar böyle aldanmazlarmış
Değil mi ki bütün köy olana bitene ses çıkarmadan bakmış
O zaman başlarına gelenlere müstehaklarmış
Ah ne güzel ninniymiş bu cehalet
Herkes dalıp uyumuş niyahet
Top atsan uyanmazmış ne rehavet
E benim köyüme ee ee
Aslında köyün akıllısı çokmuş
Alimi dedesi filozofu çokmuş
Var diye bas bas bağırıyorlar ama hiç birinin söz hakkı yokmuş
Çünkü bilene düşünene yazana kargaların itirazı çokmuş
ve onlardan öğrendikleriyle kurnazlar herkesi uyutmuş
Güzel köyüm ne zaman uyanırsın
Bu duruma ne kadar dayanırsın
Sanma ki uyurken kazanırsın
Hadi köyüm ne zaman uyanırsın

Rating 3.00 out of 5
[?]
2 February 2010 at 15:48 - Comments

MÜ-YAP yakında yatak odanızda…

Milliyet gazetesi masumane bir haber yapmış ve bundan sonra internetten korsan müzik indirenin hattı kapatılacakmış. Haberin içinde bunu biz uydurmadık Sarkozy icat etti aslında, aman da ne güzel olmuş bunun yapıldığı Fransa’da albüm satışları patlamış sanatçılar zengin olmuy göklere çıkmış gibi “haberi yukarı çekici” unsurlar var. Milliyet ve ona bu demeci veren MÜ-YAP muhtemelen çok memnundur haberin çıkış şeklinden…

Ama atladıkları bir nokta var bu gazetenin ve haberi okuyup “bu ne lan” demesi gereken onlarca insanın:

Müzik yapımcılarının meslek birliği olan MÜ-YAP, yaptığı yazılım yatırımıyla korsan müzik indiren kullanıcıları görebiliyor. Kullanıcıların IP adreslerini gören MÜ-YAP herhangi bir yasal düzenleme olmadığı için korsan müzik indirmeye müdahale edemiyor. Ancak MÜ-YAP müdahale edememesine rağmen geçen yıl test amaçlı olarak 100 kişiye uyarı mektubu gönderdi. MÜ-YAP Başkanı Bülent Forta, “Şu an bizim koruduğumuz içerikleri indirenlerin çok büyük bölümünü görüyoruz. Türkiye’de ADSL kullanım gerekçesinin yüzde 70-80’ini yasadışı müzik, film ve oyun indirenler oluşturuyor. Kalan yüzde 20’lik kısmı ise şirketler kullanıyor” diyor. Forta’nın verdiği bilgiye göre Türkiye’de yaklaşık 6 milyon ADSL abonesi olduğu dikkate alındığında 4.5 milyon abonenin yasadışı müzik, film ve oyun indirdiği anlaşılıyor.

Aferin Milliyet. Bir de adamların yaptığı milyonlarca dolarlık yazılım yatırımını övmüşsün. Peki düşündün mü bu adamlar aslında ne yapıyorlar? Adamlar bizi dinliyorlar. Ne yaptığımızı görüyorlar. Servis sağlayıcılar, devletin kurumları da buna alet oluyor.

Ne yaptıklarını türkçeleştirelim isterseniz: Bu adamlar sizin girdiğiniz internet sitelerini, arkadaşlarınızla sevgililerinizle yazışmalarınızı, baktığınız resimleri, politik fikirlerinizi, banka hesap numaralarınızı, şifrelerinizi… Kısacası her şeyinizi görüyorlar. Aralarından eğer korsan müzik indirdiğinizi belirleyecek olurlarsa buna müdahale ediyorlar. Ama korsan müziğe gelinceye kadar tüm datalarınızı görüyorlar.

Başta gazete ve gazeteciler olmak üzere örneğin devletin resmi kurumları buna sesini çıkarmıyorsa bunun için hepimizin suç duyurusu yapmamız gerekiyor.

Benim bir prezervatif fabrikam olsa, oradan birkaç koli özel prezervatif çalınsa, benim bunu bulmak için herkesin yatak odasına girip sevişirken ne taktıklarını görme hakkım var mıdır?

Cevabınız evetse sizi hemen MÜ-YAP’a müdür ve denetçi yapalım.

Cevabınız hayırsa siz de birilerine çüş demesi gereken insanlar listesine giriyorsunuz.

Rating 3.00 out of 5
[?]
20 January 2010 at 14:05 - Comments

Ajda Pekkan vs. Belkıs Özener

Ajda Pekkan, Belkıs Özener… Birisi batıyı biri ülkenin ta kendisini temsil ediyor. Birisi hala meşhur milyonlarca kaset yapmış albüm yapmış daha da yapıyor. Diğeri bu sıralarda eskilerde söylediği binlerce şarkıdan 15 tanesini bir albüme tıkıştırmış onu satmaya çalışıyor.

Ajda kendisi bizzat oynuyor filmlerde. Kendi sesiyle kendi saçı ve makyajıyla. Hiç de sırıtmıyor. Çünkü o zaten filmlerde oynadığı kadın. Batılı. Fransızca biliyor. O zamanın en gözde platin rengi sarı saçları var. Mini etek giymekten gocunmuyor. Umuru değil. O zaten biliyor.

Belkıs hanım ayrı biri. O hanım hanımcık bir eski İstanbul kadını. O kadar filmde sesi çıkıyor, Hülya Koçyiğit’in, Türkan Şoray’ın dudaklarını oynatıyor sesiyle. Asla kendi gözükmez. Bir filmde oynadığı görülmemiştir dersek yeridir. Kendine ait plakları yok gibidir. Ajda Pekkan gibi saate karşı boşanıp ayrılmamıştır. Mütevazı bir hayatı vardır. O da sarışındır. Bir dönem esmerdir ama çoğunlukla sarışındır. Ama platin rengi sarışın değildir.

Filmlerde seyrederiz onları. Hatta Sadri Alışık’ın Ofsayt Osman’ı canlandırdığı Şakayla Karışık filminde ikisi (Belkıs hanım Hülya Koçyiğit görüntüsünde olmak üzere) karşı karşıya gelir. Ajda kocasının rızasıyla para koparmak için Ofsayt Osmanla birlikte olmak isteyen biri, Hülya Koçyiğit ise namusuyla Belkıs hanımın sesiyle hasta kardeşine para kazanmak için şarkı söylemek isteyen akça pakça güzel bir kızdır.

Ajda da filmde şarkı söyler. Ama halkım nefret eder onun şarkılarından… Çünkü fahişe gibi kıçını sallaya sallaya söyler bir de poptur söylediği şarkı. Filmin temeli onun pop şarkılarını aşağılamak üstüne kuruludur. Pop kötüdür ve daima kazanır.

Özünde baktığınızda kazanmıştır. Belkıs hanıma bakın, Ajda hanıma bakın… Belkıs ismini duymuş kaç kişi tanıyorsunuz? Ya Ajda ismini duymamış?

Rating 3.00 out of 5
[?]
17 January 2010 at 17:00 - Comments

Tarihin en kötü kadınları – Jezebel

Üçüncü Şahsın Şiiri isimli eserinde şiirin alakasız bir yerinde “Jezebel kanlar içinde yatardı” der Attila İlhan. Şiir güzel ve duygusaldır. Kimse sorgulamaz kimdir bu Jezebel niye kanlar içinde yatar diye… Oysa adı İncil ve Tevrat’ta geçen bir kral karısıdır. Kanlarını köpekler içmiş, bütün zamanlarda lanetlenmiştir.

İsmi İzabel isminin de temelidir. Kelime anlamı Prens Baal mevcut demekmiş. Ama Hristiyan kültüründe asil olmayan anlamında kullanılmaya başlanmış. Bunun nedeni ne ola hemen bakalım…

Jezebel bir kral kızı olarak Ahab isminde bir kralla evleniyor. Ahab da İsrail’in en  ünlü krallarından birinin oğlu. Jezebel’in acayip acayip tanrılara tapınmak gibi kötü bir huyu var. Yağmur tanrısı, tarım tanrısı, fırtına tanrısı, su tanrısı gibi… Baal’e en çok tapmaktadır. Bütün İsrail ona tapsın diye millete çok kötü girer. İşkenceler yapar aç bırakır. Ama sonra kocası savaşta pisi pisine ölür. Onu da Sevmeyenleri camdan atar. Aşağı düşmekle kalmaz cesedini oradan geçmekte olan atlar paralar, cesedini köpekler kemirir, yer.

Dini açıdan yapmak istediğini kraliçe olarak tüm halka empoze etmeye çalıştığı için sevilmeyen bir semboldür. İncil’de daha sonra burada da inceleyeceğimiz birçok kötü kadın vardır ama Jezebel içlerinde en sevilmeyenlerinden biridir.

Bütün bunlara rağmen kültürel açıdan bakıldığında bu ikonun hep kötülüklerle anılmadığı dikkati çekmektedir. Bir bakarsınız feministler, erkek hegemonyasındaki din dünyasında önemli bir kadın değer olarak tanımlar Jezebel’i. Çok hoşuna gitmez tabii bu din ulemasının. Ama feministler onun fanatik dinciler tarafından öldürüldüğüne bakarlar. Onlar için olan odur.

Feministler gibi ateistler de onun fikir özğürlüğüne karşı çıkan dini görüşlüler tarafından öldürüldüğünü öne sürer. Ama aslına bakacak olursanız Tevrat’ta Jezebel’in en önemli eleştirisi, kendi pagan dinini ötekilere empoze etmesidir. Bu da ateistlerin tezini çürütür.

Attila İlhan’ın Üçüncü Şahsı’na bakmayan, çöp gibi hayırsız birine koşan ve sabaha kadar kalan kadın da olsa osla Jezebel olurdu… Şair budur.

Rating 3.00 out of 5
[?]
16 January 2010 at 23:43 - Comments

Gençlerimiz kurtuldu!

Gençlerimiz uzun zamandır büyük bir tehlike altındaydı. Çünkü Metin2 diye bir oyunvardı. Bu ücretsiz oyun gençlerimizin geleceğini tehlike altına alıyor, onların hayatlarını karartıyordu.

Erzurum’da 14 yaşında Musa adında bir gencimiz bu oyunun tuzağına düştü ve öldürüldü. Öldürülmesinin yegane sebebi bu oyun olduğu apaçık ortadaydı. Bu duruma devletimizin sessiz kalması elbette ki düşünülemezdi. Devletimiz de sessiz kalmadı zaten. Hemen harekete geçti.

Gaziantep Valiliği 24 Aralık 2009′da aldığı kararla ‘Metin 2′nin internet kafelerde oynatılmasını yasakladı. Valilik 1 Ocak’tan itibaren yasağa uymayanlara Kabahatler Kanunu uyarınca 143 TL para cezası verileceğini duyurdu. Yalova Emniyet Müdürlüğü de ‘Metin 2′ ve benzeri oyunların kafelerde oynatılmasına yasak getirdi. Müdürlükçe yapılan açıklamada, oyunun delici ve ezici silahlarla yapılan savaş görüntülerinin yanı sıra şiddet içerikli öğeler barındırdığının tespit edildiği belirtilerek, valiliğin oluruyla yasaklandığı bildirildi. Açıklamada şunlar kaydedildi: “Metin 2, 18 yaşından küçüklerin gelişimini olumsuz etkiler. Bu oyunun il sınırları içerisinde internet toplu kullanım sağlayıcı işyerlerinde oynatılması veya bilgisayarlarda yüklü olmasının yasaklanmasına karar verilmiştir. Bu işyerlerinde müşterilerin rahatlıkla görebileceği yerlere ‘Şiddet, pornografi, kumar ve uyuşturucu kullanımını içeren oyunların oynanması ve oynatılması yasaktır.’ yazısı asılmasına hükmedilmiştir. Belirtilen tedbir ve yasaklara uymayan kişi veya sorumlular hakkında fiilleri ayrı bir suç teşkil etmiyorsa İl İdaresi Kanunu, Kabahatler Kanunu ve İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcıları Hakkındaki Yönetmelik’in ilgili maddeleri gereğince idari para cezası uygulanacaktır.”

Anneler babalar metin olun. Zira devletimiz bu gibi aksaklıklar çıktıkça bunların üstesinden gelecek, bunları yasaklayacaktır. Çocuklarımız sahipsiz kalmayacaktır. Bu ülkenin İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcıları Hakkındaki Yönetmelikleri olduğu sürece daha çok çocuğumuz kurtulur.

Rating 3.00 out of 5
[?]
12 January 2010 at 17:52 - Comments

Hayat bir kabaredir

Yıl başından bir gün önce… Yaşadığımız her şeyin aslında bir kabareden ibaret olduğunu hatırlatmak için…

What good is sitting alone in your room?
Come hear the music play.
Life is a Cabaret, old chum,
Come to the Cabaret.

Put down the knitting,
The book and the broom.
Time for a holiday.
Life is Cabaret, old chum,
Come to the Cabaret.

Come taste the wine,
Come hear the band.
Come blow your horn,
Start celebrating;
Right this way,
Your table’s waiting

No use permitting
soem prophet of doom
To wipe every smile away.
Come hear the music play.
Life is a Cabaret, old chum,
Come to the Cabaret!

I used to have a girlfriend
known as Elsie
With whom I shared
Four sordid rooms in Chelsea

She wasn’t what you’d call
A blushing flower…
As a matter of fact
She rented by the hour.

The day she died the neighbors
came to snicker:
“Well, thats what comes
from to much pills and liquor.”

But when I saw her laid out like a Queen
She was the happiest…corpse…
I’d ever seen.

I think of Elsie to this very day.
I’d remember how’d she turn to me and say:
“What good is sitting alone in your room?
Come hear the music play.
Life is a Cabaret, old chum,
Come to the Cabaret.”

And as for me,
I made up my mind back in Chelsea,
When I go, I’m going like Elsie.

Start by admitting
From cradle to tomb
Isn’t that long a stay.
Life is a Cabaret, old chum,
Only a Cabaret, old chum,
And I love a Cabaret!

Rating 3.00 out of 5
[?]
31 December 2009 at 11:31 - Comments

Yeni Rakı’nın eski reklamı

Saf Türk içeceğinin özel sektöre devrinden sonra pazarlama çabaları büyük br hız kazandı. Yeni Rakı Türkiye’de Coca Cola kadar bilinen bir markadır. Coca Cola ismini telaffuz edemeyen vardır ama Yeni Rakı kelimelerini bilmeyen yok gibidir. Bu anlamda pazarlamasını nasıl yapar, insanlara bunu nasıl tanıtırsınız? Elbette zor bir iş.
Bu konuda yapılmış bir reklam var. Bu reklam söylenti o ki televizyonlar için çekilmiş ama yayımlanmamış. Şimdi internette viral canavarları tarafından viral etki yaratmak için dolaşıp duruyor. Yazı yazıldığı saatlerde öyle aman aman bir izlenme oranı yoktu (internet için büyük, marka için küçük bir izlenme oranı, 4000 civarı).
Reklamı yukarıda paylaştım ama yine de bir size anlatalım: Orta yaşın üstü bir abi, masada göstere göstere rakı içiyor. Masasına oturan bir adamla konuşuyor. Adam bir kızı istemeye gidecek. Adama evlilikle ilgili sevgi saygı üstüne akıl fikir veriyor. Müstakbel karınla kavga etme demeye getiriyor lafı, yutamayacağın lokmalar yeme diyor. Sonra birden ortaya çıkıyor ki konuştuğu kişi aslında kendi gençliği. Kendi yaptığı hataları yapmaması için gençliğini uyarıyor.
İnsanlın tüylerini diken diken eden bir reklam ama markanın tüylerini de diken diken etmesi gereken yanları var. Bunların neler olduğunu kötü kalpli bir bakış açısıyla reklamdan çıkardığım spotlar halinde size yansıtayım:
  • Yeni Rakı insanın evlilik hayatına olumsuz etkiler yapar
  • Alkol almak insanların evlilik hayatını bitirir bu reklamdaki evlilik de muhtemelen rakı yüzünden bitti
  • Alkolün halüsinojen etkisi vardır ve insanlara garip hayaller gördürür (İnsanlar normalde kendi gençlikleriyle konumazlar)
  • Rakı içerseniz yalnız olursunuz ve kafayı yiyip kendi kendinize konuşmak zorunda kalırsınız
  • Rakı, özellikle de Yeni Rakı bir eğlence değil hüzün içeceğidir.

Bu reklamı hayata geçiren marka ve onun reklam ajansı muhtemelen bu yönleri düşünmüştür. Reklam muhtemelen bu yüzden yaygın kanallarda vizyona girmeyip Facebook – Friendfeed ve Twitter üçgenine saplanıp kalmıştır. Ki bence hiç ortaya çıkmaması da yanlış değildir. Ama bu tutarlılık devam ettirilememiş reklam belki de “yapsak de güzel olur hadi yapalım be abi” diyen viral zihniyetli insanlar tarafından yayılmıştır.

İşte bu çok yanlıştır.

Rating 3.00 out of 5
[?]
23 December 2009 at 10:07 - Comments
Yaklaşım çok iyi Serhat abi...
23 December 09 at 10:45
abi dogrudur, mesajlar da dogrudur ;) alkol bütün kötülüklerin anası ve Yeni Rakı da alkolün babasıdır.. içmemeli içirilmemelidir ve fakat ...
12 January 10 at 18:22

Gerçeği yalnızca gerçeği söyleyeceğime…

Virüs gibi yayılan kampanyalara viral kampanya deniyor. Siz bir yerden taşı suya atıyorsunuz ve halkalar giderek büyüyerek çoğalıyor. Sorun şu ki… Halkalar yaratmak, virüsü yaymak, mesajı kitlelere duyurmak için yapmanız gereken şeylerin üst ve ahlaki sınırı yok.

Amaç mesajların kendini kopyalayarak, virüs gibi bölünerek çoğalmasıdır. Bu yüzden insanların bir başka yere göndermek isteyeceği güzelliklerden oluşmalıdır. Gören vay be demelidir. İçinde şirketin mesajını taşımalıdır. En önemlisi her pazarlama aktivitesi gibi müşterilerin ürüne bakış veya ürünün pazardaki satışında fark yaratması gerekmektedir.

Ancak ideale ulaşılmış mıdır? Şimdilik hayır… Türkiye’ye aynı reklamcılığın televizyonla birlikte geldiği ilk yılllarda yaşananlar tekrar etmeye başladı: Ortaya çıkan pazarlama aktiviteleri ürünü tanıtmak yerine tanıtımı yapan şirketi tanıtmaya başladı. “Hethöt.net şirketi sosyal medyaya şaane bi viral yapmış…” “Peki virali yapılan ürün ne… Dur dilimin ucunda. Neyse hatırlamadım…”

Sosyal medya kullanmaya zorla ikna olmuş şirketlerin kısıtlı internet bütçeleri işte birkaç kişinin özel tanıtımına alet edildi. Şirketler bunu hakediyordu aslında, çünkü kendilerine sunulan kampanyaları internetten arama zahmetine girmiyorlardı. Girip baksalar bu kampanyamsı aktiviteden birkaç tane daha olduğunu göreceklerdi. Gerçi milyon dolarlık reklam veren kocaman kocaman şirketler bunu yapıyor mu ki minicik viral bütçeli kurumlar bunu yapsın…

Ama lütfen geldiğimiz yere bir bakın: Bugün sosyal medyada kimse kimsenin söylediğine inanmaz hale geldi. Attığınız mesajlara aa ne güzel viral deniyor. Yabancı çobanın köyü yanrmış kimse inanmamış özdeyişi, çoban köyü yakınca hepimiz yakmış sayıldık şeklinde değişti. Bir yalancının varlığı köyün tamamını bozdu. Oldu mu? Olmadı.

Aklımda şahane bir fikir var: Twitter ve Facebook gibi ortamlara bir uygulama yazacak, kutsal kitaplardan koyacağım. Bu alanda doğru bir şey söylemek isteyen sanal olarak kitaplardan birine el basacak. Yine de yalan söyleyecek bunu da virale kullanacak olursa… Onu Allah’a havale ediyorum. Kelimenin her ve tüm anlamlarıyla…

Rating 3.00 out of 5
[?]
22 December 2009 at 17:01 - Comments