7 Kocalı İlkokul Müsameresi

Az önce 7 Kocalı Hürmüz filminin galasından çıktım. Bu filmi zamanında Ayten Gökçer’den seyretmiş biri olarak çok üzüldüm. Tamam Nurgül Yeşilçay Gökçer olamayabilirdi. Ama be kardeşim filmde de bir tane dişe dokunur şey olabilirdi…
Film başlamadan önce yönetmen Ezel Akay sahneye çıktı ve dedi ki bu filme herkesten önce en çok katkısı geçen insanlar olan marangozları çağırıyorum. Ve gerçekten de sahneye çağırdı. Ben dedim ki helal olsun adama ne biçim jest yaptı. Meğer filmde başka şey olmadığı için böyle yapmış. Filmin en tutar tarafı gerçekten de enteresan tasarımlar yaratan marangozları. Geriye kalanları değil yönetmen marangoz bile işleyemez.
Filme gülmek için osuruk, sıçmak ve kaka gibi kelimelere gülebiliyor olmak gerekiyor. Çünkü gerçekten de başka dişe dokunur bir espri yok. O canım Sadık Şendil eseri maymun edilmiş ve içine Gülse Birsel ve Nurgül Yeşilçay sığsın diye bozulmuş. Yan karakterler kendi başlarına bir şeyler çıkarmaya çalışıyorlar. Ama kabadayı tiplemesi, kekeme berber karakteri, karadenizli taklidi, trakya şivesi çok sönük kalıyor. Öyle olmuyor filmler iki karakterin komikliğiyle kurtulmuyor.
İnsanlar şarkı söylemek zorunda değil. Kimse Yeşilçay’dan şakımasını beklemiyor. Ama eğer ağzını kameraya doğru açıyorsan da seyirciyi angut yerine koyma adam gibi söyle şarkıyı diyor. Hepimizin diline pelesenk olmuştu bu şarkı zamanında. Bir kadının espritüel bir biçimde tanrıya yakarışıydı. Ama bu kadar kötü söylenince seyircinin tanrıya yakarışı haline dönüşmüş. “Niye bunu bana yapıyorsun niyeee” diye bağırarak kaçmak gelirken içinizden bu filmden keyif almak mümkün mü a dostlar?
Filmin vizyona girmesine 24 saatten az bir zaman kaldı. Ama dağıtılmış kopyaları hemen geri çekmek için yeterli bu zaman bence. Çünkü sen başrolüne komedi oynatacaksan biraz komik olmalı. Kabadayı gibi konuşurken, aptal taklidi yaparken insanda gözünü kapatıp güzel şeyler düşünmeye çalışma hissi uyandırmamalı. Eğer müzikal bir film yapacaksan ve dansçıların varsa allah rızası için arada sırada hareketleri birbiriyle ahenk içinde olmalı. Arkadan çıstak tempo verseniz ve 20 kişiyi sahaya salsanız arada yanlışlıkla bile olsa ritmlerinin birbirini tuttuğu olur dansçıların.
En vahimi senaryo… Aradaki diyaloglar seyirciyi “siz benden ne istiyorsunuz laaaan” diye bağırmaya teşvik ediyor. Peki gerçekten bu filmi hakedecek ne yaptık?
Bilir misiniz Sadık Şendil ilk filmini 1953 yılında yazmış. Son filmi olan Gırgıriye’yi ise 1981 yılında. Bu film ilk kez beyazperdeye 1963 yılında Suna Pekuysal’ın Hürmüzlüğünde adımını atmış. Sonra 1971 yılında Türkan Şoray Hürmüz olmuş. Sonra 1980 yılında Ayten Gökçer. Darbeli matkap yıllarında bilekleri bile gözükmeyen kıyafetiyle, bir tek göz süzmesiyle bile Ayten Gökçer – Nurgül Yeşilçay seksapel karşılaştırması Marlyn Monroe ve Marlyn Manson karşılaştırmasından farksız olacaktır.
Neyse bu sayede geçmişimizi daha yakından tanıma fırsatı yakaladık. Uzun zamandır filmden çıkıp evime gittiğim için bu kadar mutlu olmamıştım.
Teşekkürler filmin fikir babası (!) Cem Özer.
No related posts.
Shortlink: