Babamın tamburu

image3611Bu yazının babamın tamburu ile alakası yoktur. Bu yazı her erkeğin yüreğindeki ulaşamadıkları ile alakalıdır. Her erkeğin yüreğinde bir ulaşılamadık vardır.

Ben çok küçüktüm. O zamanlar evlerde ısınma odun ve kömür yardımıyla yapılmaktaydı. Sobaların arasında en prestijli olanları ise kovalı adı verilen, içinde gerçekten kova olan türdü. Sobanın içine kolayca konup çıkarılabilen bir kova düşünün. Böylece hem sobanın içinde kül birikmiyor hem de o mükemmel odun ve kömür dengesini sağlamak için minicik sobanın içine girip çıkmaya çalışmıyorsunuz.

Babam, herkesin erkek çocuğun babası için hissettiği gibi benim de kahramanımdı. Kahramanlık her zaman kılıcını çekip canavarların üstüne gitmek değildir. Bazıları bazen sırf bir soba kovasının içine kömür ve odunları dizerken sahip olduğu duruşu yüzünden bile sizin kahramanınız olabilir.

Ben sırf daha iyi görebilmek için bu yüzden babamla birlikte kömürlüğe iner onu takip ederdim. Kömürleri nasıl kırdığına, sobanın kovasının iç çeperine dikkatle odunları yerleştirip ortasına hava alması için kömürleri dik koymasını izlerdim. Kömürlüğün bize ayrılmış kısmında minicik bir alan içinde elleri ve ayakları simsiyah olmuş bir biçimde çalışıp dururdu.

Kömürlüğün bize ait kısmında, üst tarafta siyah uzun bir naylonun içinde bir şey vardı. O kadar uzun zamandır oradaydı ki kanıksamıştım. Kimseye sormuyordum bunun ne olduğunu. Kömürlerin kovaya dizilmesi ve ardından dördüncü kata kadar çıkarılması zor bir işti. Her ikisinin arasında on dakikalık bir dinlenme süresi olurdu. Bu anlara bayılırdım. Çünkü o sırada mutlaka bir şey konuşuruk babamla. Günün birinde konu mu bitti ne oldu bilinmez, bu naylonun içinde ne olduğu gündeme geldi. Babam o tarafa doğru bakmadan, sonradan anlıyorum ki bakamadan, “o bir tambur” dedi, “eskiden onu çok iyi çalardım”…

Orada öğrendim. Babamın eskiden müziği sevdiğini biliyordum. Ama böylesine bir alet çalıp bir şeyler yaptığını bilmiyordum. Bir ara neredeyse bununla hayatını kazanmıştı. Ama sonra bırakmıştı. Çünkü babasını erken yaşta kaybetmişti. Üç kız kardeş ve annesine bakarken bir yandan hayat denen şeyin içinden geçmek durumunda kalmıştı. Sonra da sanırım küsmüştü. Tanbur tozlanmasın diye birkaç kat naylonun içinde, evi ısıtmakla yükümlü karbon bazlı yakıtların durduğu yerde kafaların çevrilip bakılmayacağı bir alanda hüzünle gününü bekliyordu. Bazıları bunu ailemizin temel genetik özelliklerinden biri olan maymun iştahlılık, heves geçmesi olarak tanımlıyor olsa da konunun bu olmadığını çok iyi biliyordum.

Çok uzun zaman sonra, babamın kanserini öğrendiğimiz akşamlardan birinde baş başa, artık erkek erkeğe konuşuyorduk. Ben artık erkek erkeğe konuşacak yaştaydım. Kanserden kurtulan insanların varlığı üstüne, onun da kurtulabileceği üstüne beyhude bir sohbet içindeydik. O inanmak istiyordu ama bir yanı da mantıklıydı. Akciğer kanseri konusunda bilgi sahibiydi.

Sohbetin bir noktasında hayata dair konuşacak onca geç kalmış şey varken tamburdan konuşmaya başladık. Babam birkaç tane keşke ile başlayan cümle kurdu. Bitiremedi. Bitidriği tek cümle tamburla ilgili oldu. Keşke tamburu çalacak vaki olsaydı. Keşke eline alıp çalabilseydi. Gerçekten ne zaman tedavülden kalkmıştı tambur acaba? Neden bana çalmamıştı…

O zaman anlamadım ama zaman ilerleyince her erkeğin hayatında bir tamburu olduğunu anladım. Her erkek yaşamının bir döneminde keşkelerini hayatının en toz toprak yerine kaldırıyor ama asla toz almaması için çok iyi sarıp sarmalıyordu. Buun anladığım andan itibaren bundan yirmi sene sonra aynı hüzünü oğluma miras bırakmamak için her hayalin peşinden koşmaya başladığım zaman gerçekten çok geç olmuştu.

Öyle ya da böyle… Konuştuğum her erkeğin bir tamburu vardı.

No related posts.

Shortlink:

Posted by on 28/10/2009. Filed under Hatırlı.Yorum, Özlü.Yorum. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0. You can leave a response or trackback to this entry

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>