Ayan.Org

Sizin henüz bilmediğiniz bir şeyler…

Benimle İlgili Bir Yazı

Bir zamanlar, güzel zamanlarda, benim gazeteci olduğum zamanlarda çok enteresan bir şey yaşamıştık. O zamanlar çok gündemde olan bir konu vardı ki bu konu kısaca Merve Kavakçı olarak adlandırılırdı. Benim o konuya bir katkım oldu. Ama bu katkı tarihe geçmedi. Sadece bir yazı. Eski haber müdürümden bir yazı. En sevdiğim film ve kitaba gönderme yaparak yazılmış bir yazı. Bir “eyvallah”a yapılırdı o zaman gazetecilik. O zaman gazetecilik başkaydı.

Bugün çok daha başka…

Kavakçı ve bir ‘güven’ ordusu
Salim ALPASLAN
Hal Ashby sıradışı bir yönetmen. 80′li yıllarda Peter Sellers’i oynattığı “Merhaba Dünya” şaheserinde safça bir adamın Amerikan siyasetine damga vuruşunu, bunun trajikomik öyküsünü anlatıyordu.
Sonraları çok çeşitlemesi yapıldı aynı öykünün. Belki hikayeyle hiç ilgisi yok, ama afişteki şu slogan gazetecilik mesleğini en iyi anlatan sözlerden biriydi: “Onu buradan elde etmek işin yarısıdır, orada olmak hepsi.” Bu ifade insanın damağında nasıl da tat bırakıyor!
Gazetecinin her şeyi “orada” başlar; haberin olduğu yerde. “Orada” olduysanız, “burada” da gazete bir başka devinim kazanacaktır.
Milliyet “orada” olmanın gazeteciliğin kendisi olduğunu, ancak muhabirleri oradaysa, gerçeği oradakilerle paylaşıyorsa, “burada” güvenilir olabileceğini biliyor; oradakileri buradakilere aktarmanın lezzetini tadıyor, tattırıyor.
Yazı işlerinde, haber servislerinde ertesi günün hedefini belirleyen formatlar, yarına dönük fikirler, gündem maddeleri baş döndürücü hızla ivmelenirken fizik kuralı devreye girer:
Muhabirler kırkında saza başlayıp kıyamette çalanların, öğüt hayretmeyen arsızların, şeytanın maskarası cahil sofuların, imam feneri gibi döndükçe dönenlerin peşine düşer.
Geçen hafta Türkiye bir provokasyonun daha sarmalına yakalanıyorken projektörler de Kavakçı’nın serüvenine çevriliyordu. Ve ipi göğüsleyen Serhat Ayan oldu.
Serhat’ı, internet sayfalarından anımsayacaksınız. Gazetenin ağır işçilerinden biri o da. Gün boyunca defoları düzelten, onlarca hatayı, yüzlerce haberi, gündemin tansiyonunu yakalamaya çalışan Murat, Ercüment, Celal, Tahir, Volkan, Cem, Kadri, Uğur gibi yazı işleri ustalarının yanında yetişen bir mutfakçı…
Türkiye, onun internet labirentlerindeki inatçı sörfü sayesinde Hamaslı kongrede atıp tutmalara ve nihayet eski eşe giden yolun krokisine ulaştı.
Bu rota Washington’daki Yasemin Çongar ve İstanbul’daki Yalçın Çınar’ı Dallas’ta buluşturdu. “Haberi buradan elde eden” Serhat, “oradaki” Yasemin’le Yalçın’ın işine pek imrendi belki, ama takım ruhuna çentik atmanın keyfini sürdü hafta boyunca.
Türkiye, ABD yeminiyle TBMM andı arasında met – cezir yaşayan türbanın çalkantılı öyküsünü Milliyet’ten okudu. Gazetesinin çarpıtmayacağını, doğru yazacağını bilerek okudu. Gönül maskarası monistlerin, ancak dokuz ocak yıktıktan sonra bir ocak yapabilenlerin, ihtirası zekasından önde giden siyasi mevtaların ve politik entrikaların aleti olmayacağına güven duyarak okuduğu gibi okudu.
İşte Milliyet Ailesi, “Basında Güven”in 49. yılında da bu keyifle, alçakgönüllü kucaklaşmada bütünleşti bir kez daha. Alınterini meslek aşkına katık edenler ve şu kısacık ömrün koca 30, 25, 20, 15, 10 yılını dürüstlüğün helal yoluna akıtanlar ödül aldı o gece.
Milliyet, yüz binlerce okurla bütünleştiği gecenin anı fotoğrafını güven belgesi olarak sunarken çok gururluydu o gece.

Rating 3.00 out of 5
[?]
Categories: Benimle İlgili