Hayatı oyuna getirmek…
Bilgisayarda oyun oynamamış olanlar yazının bu satırından sonrasını okumayı bıraksınlar gidip başka bir şey yapsınlar.
Bilgisayarda oyun oynayıncaya kadar hayatın ne olduğunu tam olarak anlayamamışım. Hayatı anlayıncaya kadar bilgisayarda niye oyun oynadığımı da tam olarak çözememişim.
Eğlenmek için oynamıyoruz, eğlenmek için yaşamadığımız gibi… Uzaktan baktığımız zaman yapmak zorunda gözükmüyoruz. Ama bir kez oynamaya başlayınca, içine girince görüyor ve anlıyorsunuz ki sonunu görmeden bırakamayacaksınız. gözleriniz kıpkırmızı oluncaya, uyuma isteğine yenilinceye, ya da sizin oynamanızı, yaşamanızı çekemeyen biri size bağırıncaya kadar oynayacaksınız. Bitirmek için değil, hırsınızı yenmek için. Sonunda size kimse ödül vermeyecek. Kimse oyunu bitirmek için, ölümüne yaşadığınız için size aferin demeyecek. Ama yapmak zorunda hissedeceksiniz kendinizi.
Keşke hiç başlamasaydım dediğiniz olacak. Ama bu oyunları tasarlayanlar o kadar akıllı ki böylesi zamanlara denk gelen bölümlerde önünüze daha kolay kademeler gelecek. Siz bir zaman kolayca ilerleyeceksiniz sanki hep böyle olacakmış gibi. Ta ki siz geri dönülmez noktaya gelinceye kadar. Siz o noktayı geçtiğinizde oyun yine sıkıcı ve zor olacak. Siz farkına bile varmayacaksınız. Kapılacaksınız.
Oyunu en garantili oynama yöntemlerinden biri zaman zaman kaydetmek. Eğer kötü bir şey olursa geri geleceksiniz ve kaydettiğiniz noktadan yeniden başlayacaksınız. Hayatın içinde bu var mı? Var fakat nedense yaşarken kendimizi güvenceye alacak, sonrasında aynı yerden başlayacak kayıt noktalarını kullanmıyor buna vakit kaybetmiyoruz. Bir de hangi isimle kaydettiğimizi bilemiyoruz. Mesela bazı kişi ve yerler var. Oraya gidersek onlarla olursak tazeleyeceğiz kendimizi. Ama hayır bu hakkımızı kullanmıyoruz.
Kaç hakkımız olduğunu bilmiyoruz. Kaç kez kaybedip yeniden başlayabiliriz bilmiyoruz. Bilsek ona göre daha cesur mu oluruz, yoksa temkinli mi onu bilmiyoruz. Bunun belli bir cevabı yok. Belki bu yüzden bize söylenmiyor. Sonsuz hakkımız olsun mu? Veya karakterimiz hiç yenilmesin mi? Böyle bir oyunu kim oynamak ister ki? Zevki çıkar mı? Fazla hızlı bitmesi kime yarar ki?
Oyun kademelerden oluşuyor. Çocukluk gibi kolaydan başlıyor. Aslında kolaydan başlamıyor rakipler kolay. Biz vurmayı öğrenene kadar azar azar geliyor zorluklar düşmanlar. Tam vurmayı öğrendik güzel silahlar aldık derken abanıyorlar üstümüze. Ne silahtan bir şey anlıyorsunuz ne vurmaktan… Bölümler hiç kolaylaşmıyor. Hep daha zoru. Size bir kez bile nefes aldırmıyor.
Ve her bölümün sonunda mutlaka bir bölüm sonu canavarı çıkıyor karşınıza. En zoru, en acımasızı bölümlerin sonunda geliyor size. Bir anlamda iyi oluyor bir sonraki daha zor bölüme geçmeden önce böylesine ölümüne bir savaş. Bir sonraki daha zor bölüm kolaymış gibi görünüyor size. Aslında bölüm sonu canavarı bir sonra gelecek bölümdeki normal kötülerden daha kolay oluyor. Ama bir şeyin sonunda geldiği için ona özel anlamlar yüklüyoruz. Bölüm sonu canavarı geldikten sonra bir umut kaplıyor içimizi üzülmemiz gerekirken: Yeni bir şey başlıyor! En azından bunu geçersem başlayacak. Ve umudumuzun üstüne füze, kurşun, tekme tokat… Elimizdeki herşeyle gidiyoruz.
Oyunda takıldığımız zor kademeler için hepimizin bildiği ya da bilmediği hile kodları var. Doğru zaman ve yerde bu kodları girdiğimizde ya bir hak kazanıyoruz, ya o bölümü geçiyoruz. Ama güzel bir şey mi bu? Hem oyundan zevk almıyoruz hem de oyun daha çabuk bitiyor.
Hayat oyun değil, ama hayat oyuna geliyor.
No related posts.
Shortlink: