Tanju Okan ile çocukluğum…
İnanılmaz bir adam Tanju Okan. Öyle bir ses yok ülkemde. Erkek ve pop deyince döneminde ne öyle Timur Selçuk gibi Opera olayına girip halktan kopuk entellik boyutunda sıkışıp kalmış ne de şobalak popçu olup kıçını başını oynatmış. İçmesi, sesinin rengiyle bana nedense hep Dean Martin çağrıştırdı o zamanlarda… O zamanlar içmesiyle de efsane bir abimizdi: Güya çalıştığı yerlerle para değil istediği kadar içme anlaşması yaparmış ama sonrasında dükkanlar batarmış onun içki parasından… Rakı değil viski içtiğini görürdük. Viskiye bir tek onunla özendim.
Şarkılarının arasında bir tanesi var ki beni benden alıyor. Çocukluğum diye bir şarkı. Benim çocukluğumla alakası yok. Belki babamın çocukluğudur bu şarkı. Belki hatta dedemi… Bana yakın bile değil. Ama her nedense bu şarkıyı her dinlediğimde içimde bir şeyler cızz ediyor. Niye bilmiyorum. Geriliyorum mu diyeyim, ağlayayım mı… Adını koyamıyorum.
Bir rüzgar esti ta eskilerden
Yıkılmış evler ve depremlerden
Oyuncak yaptığım kendi kendime
Üst üste dizilmiş tezeklerdenBir rüzgar esti ta eskilerden
Taş toprak fındık bahçelerinden
Babamın yırtık elbisesinden
Bayramlık dikildiği günlerdenÇocukluğum çocukluğum
Bir boşluk var anlayamıyorum
Kapkaranlık derin bir kuyu var
Bir türlü içinden çıkamıyorumÇocukluğum çocukluğum
Eksik birşey var bilemiyorum
O zamanlardan yasaklamışlar
Doyasıya doyasıya ağlayamıyorumBir rüzgar esti ta eskilerden
Yıkılmış evler ve depremlerden
Oyuncak yaptığım kendi kendime
Üst üste dizilmiş tezeklerdenBir rüzgar esti ta eskilerden
Taş toprak fındık bahçelerinden
Babamın yırtık elbisesinden
Bayramlık dikildiği günlerden
Hangi kavramların beni benden aldığına bakacak olursak: Çocukluğum, eksik bir şey var bilemiyorum kıtası… Böyle bir söz olabilir mi? Hangimizin çocukluğu tam ki? Hangimiz o zamanlara geri dönüp yarım bıraktığımız bir şeyi tamamlama sevdasına kapılmıyoruz? Haydi bunu geçelim. O zamanlardan yasaklamışlar, doyasıya ağlayamıyorum satırı… Çok geriliyorum bu söz gelince karşıma. Çocukken bize bunu yaptıklarını bilmiyordum. Sonradan öğrendim ülkemin, büyüklerimin bu etkisini. Babamın mezarı başındaydım, başını çevirip henüz evliliğimin 15. gününde beni yapayalnız bıraktığını düşünürken bir türlü ağlayamıyordum. Yıllar sonra aniden ölen bir arkadaşın cenazesine gittiğimde insanlardan kaçıp mezarının başında almıştım o ağlayamadığımın hırsını.
Babanın yırtık elbisesinden bayramlık dikilmesini ise çok iyi anlıyorum. Benim başyıma gelmedi ama geleni biliyorum. Ayrıca bunu mecaz olarak alırsanız… Hangimiz aslında babasının yırtılmış elbiselerinden bayramlık dikilmiş çocuklar değiliz ki? Konu üstünde yeni bir yazı yazılmasını hakediyor.
No related posts.
Shortlink: