Ayan.Org

Sizin henüz bilmediğiniz bir şeyler…

Türk Diktatör İletişimi

Antoine de Saint Exupery, herkesin hayran olduğu Küçük Prens romanında öyle bir cümle kuruyor ki kitabı Türkiye’de sonsuza dek lanetleniyor devlet nezdinde: “Bu asteroid yalnızca bir kez, bir Türk gökbilimci tarafından 1909 yılında görüldü. Gökbilimci bu keşfini bir Uluslararası Astronomi Kongresi’nde açıkladı. Ama tuhaf giysileri yüzünden kimse ona inanmadı. Büyükler böyledir işte. Neyse ki, bir Türk diktatörü ölüm döşeğindeyken halkının Avrupa tarzı kıyafetler giymesini emretti ve gökbilimci bu keşfini 1920 yılında, şık bir kıyafet içinde yeniden sergiledi. Bu kez keşfini herkes kabul etti.”

Exupery’nin bunu yazması gerekli miydi? Bunu yazması onun bilgisizliği miydi yoksa Türkiye’nin bir iletişim sorunu mu? Gelin bu konuyu iletişim tavasında güzelce ısıtalım ve tartışalım…

Antoine de Saint Exupery, 1900 yılının Temmuz ayında, Fransa’nın ikinci büyük şehri (birinci Paris, üçüncü Marsilya) Lyon’da doğdu. Asil bir aileden geliyordu ki ismi de zaten bunu gösteriyor. (Biz yarısını biliyoruz. Tam ismi Antoine Jean-Baptiste Marie Roger de Saint Exupery. Biraz hayta bir okul hayatı oldu. Güzel sanatlarda mimari okudu. Belki de okuldan kaytarmak için kendini askerliğe attı. Arada nişanlısı ve ailesinin de kızmasıyla Paris’te masa başı işi bulduysa da yine pilotluğa kaçtı. Amerika, Güney Amerika, Kuzey Afrika derken İkinci Dünya Savaşı sırasında uçağı libya dolaylarında düştü ve bir daha ondan haber alınamadı.

Küçük Prens romanı 1943 yılında, Exupery ölmeden pek az önce yayımlandı. Amerika’da yazıldığı söylendi.

Başlangıçta belirttiğimiz bu diktatör mevzuu romanın dördüncü bölümünde geçiyor. Heyecan verici ama acaba söylenmeli miydi demekten alamıyorsunuz kendinizi. Atatürk diktatör müydü? Orada bahsi geçen Atatürk mü? Öyle bir Türk astronom oldu mu ki öyle bir Türk diktatörü tartışıyoruz… Bunların hepsi felsefik soru. Baktığımızda roman baştan aşağı esinlenme ve mecazlar üstüne kurulu. Hayal dünyasını kurcalayan bir eser bu ki hayal dünyası, hayal etmenin güzelliği daha birinci sayfadaki fil olayı ile başlıyor.

Hatırlamakta zorluk çekenler için yazmak gerekirse şapka devrimi 1925 yılında yapıldı. Bu tarih Atatürk ölmeden 13, kitap yazılmadan 18 yıl öncesinde yapıldı. Yani teknik olarak Exupery’nin pek de tarih bilmeden yazdığını çıkarabiliriz buradan. Peki nereden almış olabilir bu ilhamı? O tarihlerde Fransa Türk ilişkileri fena değildi, kaldı ki Exupery eski Osmanlı izlerinin olduğu çöllerde çok gezdi oradan almış olabilir.

Birçok açıdan baktığımızda sanatçıyı eleştirmek gelmiyor elimizden. Bunu yapmak isemediğimden değil, sanatçı kendini hayalgücü gibi birçok önemli silahla koruduğundan yapamıyorum bunu.

Ama belki biz Atatürk’ü daha iyi tanıtıyor olsaydık… Onun yaptıklarını resmi tarih dışında anlatabiliyor olsaydık… Mesela dünyanın en çok bilinen romanlarının içinde Atatürk adı başka şekillerde geçebilseydi…

Biz Atatürk gibi tüm dünyanın ilgilenebileceği bir başarı öyküsü sahibiyiz. Topkapı Sarayı’ndan daha ilginç bir hayat hikayesi olan, Churchill’den daha yakışıklı ve Napolyon’dan daha akılda kalıcı mottoları olan bir insan Atatürk. Onun üstündeki bu korkunç yükü almalıyız bence. Ben demiyorum ki Kevin Costner’ın oynadığı bir film yapalım… Ama onun yerine gerçek bir kahramanlık filmi kondurabiliriz. Ondan mutlu olmayan bir kesimin bile gurur duyabileceği bir şey…

Ya da kendi kendimize bağırıp dururuz o diktatör değil, diye. Ve sansürleriz Exupery’nin kitaplarını

Rating 3.00 out of 5
[?]
Categories: Düşünü.Yorum